(ÖZEL HABER)
Zonguldak Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü’nde yaşandığı öne sürülen taciz iddiaları kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
İtfaiyede görev yapan bir erkek personelin, aynı birimde çalışan kadın personele yönelik tacizde bulunduğu iddiasının gündeme gelmesinin ardından görevden alınan İtfaiye Müdürü Erol Bina, konuyla ilgili açıklamalarda bulundu.
Bina, görevde bulunduğu süre boyunca söz konusu taciz iddiasından haberdar edilmediğini savunarak, olayın İtfaiye Müdür Yardımcısı Aydın Yıldırım ile Belediye Başkan Yardımcısı Hatice Alın’ın taciz olayını önceden bildiğini kendisinin bu olayı Belediye Başkanı Tahsin Erdem’le görüşmeye gittiğinde öğrendiğini söyledi.
“BELEDİYE BAŞKAN YARDIMCISI ALIN VE İTFAİYE MÜDÜR YARDIMCISI KOMPLO MU KURDU?”
Söz konusu sürecin ardından görevden alınmasının tesadüf olmadığını gösteren gelişmeler ise kafalarda soru işareti yarattı. Belediye Başkan Yardımcısı Hatice Alın ile İtfaiye Müdür Yardımcısı Aydın Yıldırım’ın bu süreçte koordineli hareket etmesi, Bina’nın görevden alınıp ardından yerine Aydın Yıldırım’ın getirilmesinin planlandığını bir sürecin yaşandığını ortaya çıkarttı. Olayın araştırılması esnasında yaşanan olayda Bina görevden alınarak yerine Yıldırım’ın getirilmesi ise süreci doğrular nitelikte oldu.
Erol Bina yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi;
"Bu video kaydını hakkımda olan iddialara bir karşılık olarak, eksiksiz ve tam olarak neler yaşandı anlaşılsın diye yayınlıyorum. Bir gün odamda otururken yandaki muamelattaki bayan arkadaşın ağladığını Adil denilen eleman bana geldi ve söyledi. “Müdürüm, yandaki bayan arkadaşımız ağlıyor” diye. Ben de buna istinaden Adil Bey ile yandaki odaya geçip bayan arkadaşa ne olduğunu sordum. Arkadaşımız ailevi mesele dedi. Ben de anlatmak istersen kızım dinlerim, sen bilirsin dedim. Kızımız bize abisinin uyuşturucu kullandığını, bu yüzden ailesine şiddet uyguladığını, ailesinin onu aradığını ve çok üzüldüğünü söyledi. Kızım, buna ben bir şey yapamam, bu ailevi mevzundur senin. Keşke söylemeselerdi. Oradan buraya, memleketten buraya, yapacak bir şey yok. Neyse takma kafana dedim. Müdürüm başka bir şey daha var dedi. Adil Bey de yine yanımızdaydı. Kızımız bana müdürüm, Mehmet Tuna bana “abi deme” dedi ve başladı ağlamaya. Şimdi Mehmet dediğimiz arkadaşımız yukarıda çavuş yaptığımız, bekar, dürüst bir arkadaştır. Ben de dedim ki vardiyeleri uyarmamı ister misin bununla ilgili, seninle izninle vardiyaları uyarayım mı dedim. Olur müdürüm dedi. Tam konuşmayı bitiriyorduk, başka bir şey daha var müdürüm dedi. Bana mobbing uygulanıyor dedi. Şimdi mobbing uygulanıyor deyince ben anında aklımdan şeyler geçti; kızımıza yaptığımız fedakârlıklar, 2 kere şehir dışına yolladık aday memur olması durumunda mağdur olmasın diye. Oda boşaltıp canlı ders görmesini sağladık. Her daim boşluklarda ders çalışıyordu odasının masasında. Ayrıca işe gidiş geliş saatleri esnekti. Bazen çeyrek kala falan işten de çıkabiliyordu. Bunları umursamıyordum, ders çalışacak vs. diye. Sonra değerlendiririm dedim, orada konuşmamız bitti. Konuşma bittikten sonra odama gelen bir başka personel Berk diye arkadaşımız Adil ile odadaydı. Dedim ki ona bütün vardiyelere söyleyin, Adil ve Berk buraya geldiklerinde konuşmalarına, sözlerine dikkat etsinler; bayan arkadaş var artık, kırılabilir, alınabilir, hassastır. Nihayetinde ama kimsenin de bir şey yaptığı yok aslında, ben ön tedbir amaçlı olarak söyledim. Benden sonra 2 gün sonra bir konuşma yaşanıyor. Ama bundan önce Berk ısrarla isim sordu bana. İsim vermiyorum Berk dedim, Adil şahit. 3 kere sordu ve kafamı sallayıp sinirlenip kızdım ona. O sırada da Mehmet Tuna’nın ismini zikretmiş. Bir iki gün sonra da bunu sıkıştırıyorlar. Bu yayılıyor tabii itfaiyede; bayan arkadaş üzülmüş, ağlamış, bir şey söylemiş falan gibilerinden. Berk’i sıkıştırıyorlar, Berk de benim adıma “Müdür Bey Mehmet Tuna’yı söyledi” diye zikrediyor. Daha sonra Hatice Hanım’ın yanına, daha önce itfaiyede ayaklanma başlatan Rasim Güneş gidiyor. Daha önce de benim idareme karşı gelmişti, buna da sağ olsun 3. kat bayağı bir yardımcı oldu; siz müdürünüzü çiğneyip nasıl buraya geliyorsunuz diyemediler. Rasim Güneş’le birlikte Hatice Hanım’ın odasına gidiyorlar, Hatice Hanım’a durumu anlatıyorlar. Benim ismimi orada yine zikrediyor bu dediğim arkadaş. Sonra geldiler benden hesap sormaya. Rasim, Berk, Adil’i çağırdım. Bu sırada odamda Göksel Keleş ve Sinan Gebedek arkadaşımız vardı. Onların yanında Adil’e sordum. Adil, o gün sen vardın, o gün isim zikrettim mi dedim. Hayır müdürüm, katiyen siz isim söylemediniz, hatta ısrarcı olduğu için siz Berk’e sinirlendiniz dedi. Berk de evet dedi bizim yanımızda. Müdür söylemedi, öyle deyince o ismi ben çıkarttım dedi. Ben uydurdum dedi. Ve onun mukabilinde benden ve Mehmet Tuna’dan özür dileyen bir dilekçe verdi. Zaten olayların başlangıcı da buradan geldi. Bu süreç zarfına kadar benim daha sonradan duyacaklarımı Aydın Yıldırım itfaiyede duymuş. Müdür yardımcısı olarak benim başımda cellat olarak tutulan Aydın Yıldırım duymuş. Ama bizim haberimiz yok. Ondan sonra bu arkadaşı rahat bırakmayıp tehdit mesajları, görüşmeleri vs. atılmış. “Müdürü sen niye akladın”, “niye korudun” gibilerinden. Tehditler yağıyormuş çocuğa. Bu arkadaş da bazılarının ses kaydı olarak almış, ne olur ne olmaz diye. Haklı olarak. Ben Hatice Hanım’ın odasına daha sonradan bu konuyla ilgili gittiğimde neredeyse Hatice Hanım da Berk’i çok fazla azarladı. Sinirlendi. Niye böyle bir şey yaptın diye. Ben çok şiddet ve baskı gördüm, üzerime çok geldiler, tartakladılar beni, kamera kayıtları da vardı. Korktum, isim verdim. Sonradan da yaptığımın yanlış olduğunu anlayınca düzelttim dedi. Ondan sonra Özel Kalem geldi. Hatice Hanım’la başkanın odasına çağırıyor dedi. Başkan Bey’in odasına gittik. Ben bu olaylar konuşulacak zannederken Hatice Hanım başkan Bey’in odasında “Bir de taciz olayı var başkanım” dedi. Ne taciz olayı Hatice Hanım dedim. Ben taciz diye bir şey duymadım şu ana kadar. Taciz olayı diye bir şey yok, ben sizden duyuyorum Hatice Hanım dedim. Hatice Hanım da bu olayı başkan Bey’e anlatırken ilgimi çeken bir şey oldu. Taciz denilen olayın yaklaşık olaylardan 25 gün, 1 ay evvel olduğu, ondan sonra aslında bizim bu olayımızla bağlantısı olmadığını ve nedense bana yamanmaya çalışıldı bu olay. Niye diyeceksiniz; taciz olayı olduğu söylenilen olay itfaiyenin mesai saatleri dışında olmuş. Kişi özgür iradesiyle Serhat Köroğlu’nun muamelatta çalıştığı ve ismi geçen kişinin arabasına binmiş. Hiçbir emniyet gücünü aramamış ve korku endişesi olmadan oralara kadar gitmiş gelmiş ama ne hikmetse yolda arkadaşlarına “şuraya gidiyoruz, buraya gidiyoruz” diye mesajlar atmış. Daha sonra bu kişileri ben Melihat Hanım’la liman arkasında beton dökme esnasında oradan dönerken, hükümet binasının, adliye binasının karşısında öğle paydosunda Adil, bayan arkadaş ve Serhat Köroğlu’nu tam masaya otururken gördüm. Müdürüm buyurun çay içelim dediler. Biz de gittik yanlarına bir bardak çay içtik. Bu olay başkan Bey’le görüşmemizden önce olmuş olaydı. Ben başkan Bey’le görüşmemizde bu olayı anlattım. Başkanım, madem bayan arkadaş taciz gördüğünü iddia ediyor, 25 gün evvel ben bunları hanımımla birlikte limanda gördüm. Bu olay araştırılsın mı, ne dersiniz dediğimde başkan Bey tabii ki dedi, Hatice Hanım’a döndü, hemen komisyon kuralım, araştırılsın bu dedi. Biz bunun araştırılmasını beklerken ben görevden alındım. Niye görevden alındım bilmiyorum. Ama şunu çok iyi biliyorum; göreve geldiğim günden beri Aydın Bey altımı oyuyordu benim orada. Yukarıdaki benimle ters düşen elemanlarla istişareleri falan. Hatta bana yapmamın başkana zarar verebileceği şeyleri bile söylüyordu. Mesela bunlardan biri de Serhat Köroğlu’nu buralardan sürelim. Serhat Köroğlu kadrolu bir memur. Herhangi bir suç işlemediği sürece süremezsiniz, örnekleri var. Ben de kişiye ısrarla şey derdim hep; başkan Bey’i zan altında bırakacak hiçbir hamle yapmam ben. Yani bu kişiyi mahkeme kararıyla geri döneceğini bile bile başkana eksi yazacak şeylerden kaçınırım. Bu olayların patlak vermesinden sonra müdür Bey bunu biliyordu, ben müdür Bey’e söyledim demiş bayan arkadaş. Çünkü niye; “niye müdür Bey’e söylemedin” sorusuna verebilecek cevabı olmadığı için söyledim diyor. Ben de ısrarla kimin yanında, ne zaman, nerede söylemiş; ispatlasın diyorum. Bana söylemedi çünkü. Hadi bana söyleseydi ben bir şey yapmadım, Hatice Hanım’a niye söylememiş bu olayı? Bu bayan arkadaş kendine mağduriyet yaratıp çevresindeki insanları yakmaya yönelik cümleler kuruyor. Ben memuriyetimden vazgeçerim, bana söylediğini ispat etsin. Memuriyetimden vazgeçerim. Ayrıca başkan Bey’in sorgusuz bir infazla, sanki bu olayda ben suçluymuşum gibi beni görevden alması ve görevden alma şekli de çok kötü. Benim orada çavuş yaptığım kişilerin altına beni er olarak koydu. Ben yetki verdiğim kişilerin altında emir eri oldum şu anda. Benden neyin hıncını aldığını da bilmiyorum. Ama arkadaşlar, benim tarafıma adledilen suçların bir tanesini ispatlı kanıtlayabilirlerse, “Erol müdür bunu yapmış” diye, ben bütün suçları üstüme alacağım. Bu bayan arkadaş fitne fücurla itfaiyenin adını lekelemeye çalıştı. Ben itfaiyenin adını aklamaya çalıştım. Başkan Bey 2 gün sabredemedi, beni görevden aldı. Kimlerin laflarını dinledi. Ve beni görevden alıp seçimlerde bizi ifşa eden, fotoğrafımızı çeken ve AK Parti’ye veren Aydın’ı yerime koydu. Bu neyin kararıydı? Hangi mantığa uydu? Üçüncüsü, asıl ilginç olan da benden hınç alır gibi beni onun altına ve çavuş yaptığım, onbaşı yaptığım sorumlu personellerin altına er olarak verdi. Yani bugün düşmanıma yapmam ben bunu. Belediyede hangi AK Partiliye bunu yapmış başkanımız? Ama anadan babadan doğma Atatürkçü ve CHP’li Erol Binaya bunu yaptı. Ben o haldeyken bile başkanımıza mesaj çektim o akşam. Başkanım, görevden almak sizin takdirinizdir, verdiğiniz gibi görevden alabilirsiniz, sadece kabahatimin ne olduğunu bilmek isterdim. Ayrıca göreceksiniz, ben bütün üzerime atfedilen suçlardan aklanacağım. Anamın ak sütü gibi hepsinden sıyrılacağım. Ben tertemizim. Elinizi sıkıp helallik almak isterdim, olmadı canınız sağ olsun diye başkanıma mesaj attım. Katiyen kötü konuşmuyorum ama başkanın çevresindeki insanlardan bu kadar etkilenip de biz CHP’lileri ve onun peşinde dolaşan insanları bir bir bertaraf etmesini de anlayamıyorum."





