Günlük yaşamda sıkça kullanılan plastik elektrikli su ısıtıcıları (kettle) ile ilgili yapılan yeni bilimsel araştırmalar, sıcak suyla temas eden plastik yüzeylerin önemli miktarda mikroplastik ve nanoplastik parçacık salabileceğini ortaya koydu.
Mutfakların vazgeçilmez küçük ev aletlerinden biri olan kettle’lar, son dönemde mikroplastik tartışmalarıyla yeniden gündeme geldi. Özellikle plastik bileşenlere sahip modellerin yüksek sıcaklığa sürekli maruz kalması, uzmanları harekete geçirdi.
Emerging Contaminants dergisinde yayımlanan çalışmalar ile Trinity College Dublin ve Queensland Üniversitesi araştırmalarına dayandırılan bulgulara göre, yeni bir plastik su ısıtıcısının ilk kullanımında yüksek seviyede nanopartikül salınımı tespit edildiği ifade ediliyor. Bazı ölçümlerde, tek bir fincan sıcak suda milyarlarca mikro/nanoplastik parçacık bulunabileceği öne sürüldü.
Araştırmalarda ayrıca, su ısıtıcısının defalarca kullanımında salınım miktarının azalsa da tamamen ortadan kalkmadığı, uzun süreli kullanımda da parçacık geçişinin devam edebileceği belirtildi.
Çalışmalarda dikkat çeken bir diğer bulgu ise, suyun sertliğine bağlı olarak (kireç oranı yüksek su) plastik yüzeylerde oluşan tabakanın parçacık salınımını kısmen azaltabildiği oldu. Ancak uzmanlar bunun güvenli bir durum anlamına gelmediğini, mikroplastik riskinin tamamen ortadan kalkmadığını vurguluyor.
Bazı uzmanlar, sıcaklık arttıkça plastikten suya geçen parçacık sayısının da ciddi şekilde yükseldiğini ifade ederek, plastik ürünlerin yüksek ısıyla temasının risk oluşturduğunu belirtiyor.
Joseph Mercola gibi bazı isimler de plastik içeren mutfak ürünlerinin ve özellikle plastik termosların benzer riskler taşıyabileceğini savunarak dikkatli olunması gerektiğini ifade ediyor.
Uzmanlar, plastik su ısıtıcıları yerine paslanmaz çelik, cam veya seramik tabanlı ürünlerin tercih edilmesini öneriyor. Bu malzemelerin yüksek ısıda kimyasal salınım yapmadığı ve daha güvenli bir kullanım sunduğu belirtiliyor.
Öte yandan araştırmacılar, mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkilerinin hâlen tam olarak netleşmediğini, bu nedenle ihtiyatlı yaklaşımın önem taşıdığını vurguluyor.